Yazı Detayı
06 Ağustos 2020 - Perşembe 13:23
 
Türkiye'de Muhalefetin Pürmelali
Bülent Demirbaş
[email protected]
 
 

Demokrasinin bir gereği olan çok partili hayatın temel gayesi iktidarların muhalif partiler tarafından denetlenebilmesine imkan sağlamak, halkın seçim dönemleri sonunda memnuniyetsizliklerinin artması halinde halkın mevcut muhalif partiler arasından yeni bir yönetim vaadi iktidar programına teveccüh ederek iktidarı seçimle özgürce değiştirebilme olanakları sunabilmektir. Türkiye monarşik (son zamanlarında meclisli yarı monarşik) ‘Salatanat’ idare sisteminden ‘Cumhuriyet’ yönetimine geçtikten sonra yaklaşık 30 yıllık bir çabalama ve siyasi olgunlaşma sürecinin sonunda çok partili hayata geçmeyi başarmıştır. Lakin ve maalesef vesayet anlayışının balans ayarı içgüdüsünden kurtulamayan ülkemiz her ne kadar seçimle iktidar değiştirme anlayışına her ne kadar uyum sağlamaya çalışsa da söz hakkının baki olduğu iddiasındaki bir kısım ordu vesayetçilerinin darbeleriyle şekillendirilme bahtsızlıklarını da beraberinde defalarca acı tecrübelerle yaşamıştır. 70’lerin kardeş kavgalarının müsebbibi Amerika ve Sovyetler olduğu her ne kadar günümüzde neredeyse her kesimce kabul edilse de, 80 darbesinin dış kontrollü uygulayıcıları kardeş kanı dökenler olarak sendikaları ve partileri suçlayarak partileri ve sendikaları kapatmış, liderleri ise hapislere doldurmuştur. Turgut Özal karakterinde yeni liberal eğilimli ekonomi anlayışının denenmesine geçilmesi ile birlikte çok partili hayat ikinci bahara uyanmış eski ve yeni liderle pek çok partiler kurulmuştur. Bizim neslin de yakından takip ettiği 90’lı yıllar hakikaten çok partili hayatın demokrasi şenliği gibi geçmiştir. İktidarlar çalışırken muhalefet nezaket ve demokrasi anlayışını üstün tutmaya gayret ederek muhalefet etmiştir.

2000’lı yıllar Türk Demokrasi ve siyaset anlayışına farklı ve tartışılır bir boyut getirmiştir. Zira Ak Parti ile birlikte muhalefete tahammül edilemeyen, her kurum ve kuruluşu, sivil toplum örgütlerini, kamu örgütlerini ve hatta muhalefet partilerini de ben kontrol etmeliyim anlayışı hakim olmaya başladı. Bunu önce Ak Parti’yi kandırarak iktidara ortak olan Fetö’cü yapılanma başlattı ve o kaset skandalları denilen dönem yaşandı. Devlete sızmış Fetöcü klik elindeki güç ve imkanları kullanarak sesleri çok çıkan ve gün be gün güçlenen MHP ve CHP’ye dizayn vermek için kaset skandalları ile büyük sarsıntılar yaşattı. O dönem Fetö tarafından kandırılan iktidar ise “özel değil bunlar, genel genel…” diyerek maalesef “Ergenekon, Balyoz, kaset” gibi komplolara farkında olmadan tehlikeli bir destek verdi. İktidarın farkında olmadan desteklediği, belki daha da ileri giderek kendisinden gayrı olanları birbirine kırdırarak(!) muhalefeti erksizleştirme çabaları ile tek güç olma hayali yolunda tehlikeli virajlardan geçtiğine şahit olduk. Çözüm sürecinde yanında Fetö ve HDP ile karşı duruşlardakilere cephe alan iktidar şimdi de o dönem karşısında en sert duranlardan MHP ile birlikte eski dönem birlikte hareket ettiklerine karşı mücadele ederek adeta “kendinden başka herkesi birbirine kırdırma” stratejisine devam eder gibi gözükmektedir.

Peki, Türkiye’de muhalefetin pürmelali nedir acaba? Ülkedeki tüm gelişmeler karşısında muhalefet parti ve hareketler maalesef beklenen canlılığı ve heyecanı tabanda ve halkta yaratamama handikapı ile kıvranmakta, parçalanmakta, iktidarın adeta “böl, parçala, yut” stratejisine itaat etmekte gözüküyorlar. İktidarda iken suskun ve itaatkar olanların partiden uzaklaştırılınca “Gelecek’te” ülkenin “Deva’sı” biziz iddiaları elbette Türkiye’de bir heyecan ve sarsıntı yaratmadı. MHP ise iktidara artık anlamlandırılmakta zorlanılanan tam entegrasyon çabaları ile muhalefet partisi olma iddiasını bilinmeyen bir bekaya (!) ertelemiş gözüküyor. Sayın Bahçeli’nin ise bir zamanlar İP, Fetöcü, hain v.s. dediği Sayın Akşener’e eve dön çağrısı ise herkesi gülümsetmekten başka bir etki yaratmadı. CHP ise son zamanlarda adeta en güçlü muhalefet partisi olma vasfı üzerinde oynanan çok “İnce” bir komplo ile uğraşmakta. Zira en son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı oyu kendi şahsi başarısı zanneden, etrafında birleşen iktidardan şikayetçi farklı muhaliflerin ittifakını göremeyen Sayın Muharrem İnce, iktidar yandaşı medya ve kuruluşların da anlamlı(!) ‘gazı’ ile adeta CHP’yi parçalama, tek güçlü muhalif ses çıkartan partiyi de parçalama, etkisizleştirme misyonu ile hareket etmeye başlatarak “Saray ve Ayanlarını” şimdiden gülümsetmeye başlamıştır.

Siyasal olarak iktidarı denetleme ve sonraki seçimlerde iktidar olabilme misyonları olması gereken muhalefet partiler Türkiye’de olgunlaşma sürecini tamamlayamadan tek güç olma gayesi ile her yol mubah anlayışına sahip gibi gözüken bir iktidarın hırslarına kurban gitme tehlikesi yaşamaktadırlar. Bu durumda komplo ve siyasi oyunlar girdabındaki muhalefet partilerine sahip çıkması gerekenler bizzat seçmenler, yani halkımız olmalıdır. Zira muhalefetsiz demokrasi olmayacağı gibi, tek gücün tahakkümü altında kaybedeceğimiz şeyler özgürlüğümüz ve geleceğimiz olacaktır. Muhalefet demokrasi, demokrasi özgürlük, özgürlük esenlikli bir gelecek demektir.

 

                                                                       

 

 

 
Etiketler: türkiye, siyaset, ak parti, mhp, chp, iyi parti
Yorumlar
Haber Yazılımı