Yazı Detayı
17 Mart 2021 - Çarşamba 13:16
 
Karanlık Yılların Direnç Kalesi MHP-2
Bülent Demirbaş
[email protected]
 
 

Artık bir süper güç olduğumuz coşkusu ile bulunduğu duyurulan eksen kaydıran gaz rezervleri, birden ortaya çıkan monolitler mizanseni ile duyurulan Ay’a yolculuk edilecek şenliğimiz, yeniden kuruluş anayasası denilip tepkilerden sonra ‘ay pardon diriliş demek istedik’ denilerek düzeltilen ve akabinde hukuk reformu ambalajına sarılan yeni anayasa çalışması, Gara’daki tartışmalı noktalar barındıran hezimete rağmen bilhassa terörle mücadele ekseninde milliyetçi bir tutum ve söylemlerle topluma geçmişlerini unutturma çabaları gibi tüm gelişmelere rağmen halen istediği noktaya gelemediğini gören ve hatta her şeye rağmen hızla oy kaybettiğini endişe ile takip eden iktidar, aslında üzerindeki karabasanın ‘çözüm süreci’ yıllarındaki politikaları olduğunu ve toplumun bilhassa milliyetçi ve ulusalcı kesiminin kendilerini halen affetmemiş olduklarının farkında olduğunu düşünüyorum.  Hem de MHP’nin ‘Beka Sorunu’ argümanını sürekli canlı tutarak iktidara şartsız-koşulsuz-talepsiz destek vermesine ve de bunu çözüm süreci denilen o karanlık yıllarda iktidara en büyük muhalefet edenlerin kendileri olmaları ve buna rağmen Cumhur İttifakını ısrarla sürdürme çabalarının tabanda kesinlikle istenilen desteği alamamasının temelinde de yine ülkücü camianın Ak Parti iktidarına ve siyasetçilerine bir türlü güvenememesi yatmaktadır.

 

Elbette Türk Bayrağı açmanın dahi tahrik nedeni sayıldığı, TC’lerin yasaklandığı, andımızın kaldırıldığı ( ne acı ki bu hafta tartışmalı Danıştay kararı ile kesinlik kazanmasıyla çözüm sürecinin artçı depremlerinin devam ettiği görüldü ), ne mutlu Türk’üm demenin yasaklandığı, Habur’da binlerce masumun katili PKK’lı teröristlerin davul zurnalarla karşılanıp çadır mahkemelerde salıverildiği, Türk düşmanları ile omuz omuza ‘megri megri’ şarkıları ile halay çekilip sevinç gözyaşları döküldüğü, cani Apo’nun adeta melekleştirilmeye çalışıldığı ve mektuplarının canlı yayında meydanlarda okutulduğu, Diyarbakır’da askeri birlik duvarını aşan teröristin askerlerin gözü önünde Türk Bayrağını direkten indirdiği ve kimsenin sesini çıkaramadığı, cani Apo posterleri açmanın serbest olduğu, PKK’lıların güneydoğu bölgemizde milis kuvvetler kurup kimlik kontrolleri dahi yaptığı v.s. ( daha neler neler!) o karanlık yılları bir anda unutmak mümkün değil. Bu sayılan, insan kulağına şaka gibi gelen olaylar olalı daha 5-6 yıl gibi kısa bir süre geçti ki o meşum olayları en fazla dile getiren, sert muhalefet eden, ülkeyi yönetenlerin yüzlerine açıkça hain dahi diyerek demediğini bırakmayan, ülkeyi karış karış gezerek milleti ve bilhassa ülkücü tabanı Ak Parti iktidarına karşı kinlendiren de bizzat MHP’ydi.  Tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde MHP şimdi Ak parti ile ittifak kurduk hadi destekleyin deyince de elbette her şey bir anda güllük gülistanlık olamıyor. Hani derler ya ‘daha cenaze soğumadı’ diye, işte ülkücü camiayı Ak Parti’ye destek verin diye ikna etmeye çalışmak da böyle bir durum olduğundan olsa gerek tabanda ülkücü bir varlık oluşturmak bir türlü mümkün olamamaktadır.

 

Yazı dizimizin bu bölümünde MHP genel başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin 28 Şubat 2015 yılında  Dolmabahçe Sarayı'nda cani terörist başı Abdullah Öcalan'ın 10 maddelik çözüm maddesinin okunmasına ilişkin yaptığı tepki konuşmasını inceleyeceğim. Bu konuşma kelimenin tam anlamı ile ‘tarihi’ bir belge olmakla birlikte çözüm süreci denen o meşum ve karanlık senaryonun tam bir özetidir. Bu konuşmayı daha önce görmemiş, duymamış olanlar okuduklarında ülkücü camianın neden ‘Cumhur İttifakına’ güven duymadığını ve desteklemediğini daha iyi analiz edeceklerdir. İşte o konuşmanın önemli satırbaşları;

 

Bayrağımız yarım kafalıların, yandaş ve yalakalıktan tam not almış müfrezelerin hücumuna uğramaktadır…. AKP, 13 yıl içinde ülkemizin posasını çıkarmıştır. AKP, 13 yılda milli bekanın üzerine kabus gibi çökmüştür. AKP; umut katili, güven hasmı, doğruluk karşıtı, huzur muhalifidir. Ahlaka en ağır darbeyi indirenler iktidardadır. Adalete en vahşi muameleyi reva görenler iktidardadır.

Yolsuzluk ve yoksulluk illetini azdıranlar gene iktidardadır. İktidardaki kara parti, Türkiye’nin aleyhine ne varsa sahiplenmiştir. Hayatın her alanı yıkım ve yozlaşmanın tesir ve kapanındadır. Vatanımızın her yöresi yalanın, şirkin ve gayri meşru heveslerin gölgesindedir. Devletimizin her kurumu, bizi ayakta tutan her kültürel miras çürümektedir. Varlığımız yakın tehditlerle sarsılmaktadır. Nitekim vaziyet çok ama çok kötüdür. Milletimizi bir arada tutan, tarihsel devamlılığına anlam ve değer katan kıymet hükümleri AKP aracılığıyla tahrip ve talan edilmektedir. Terörü İmralı’dan yöneten eşkıya başı hayal dahi edemeyeceği bir konum ve duruma yükseltilmiştir. Bölücü örgüt jestlerle dirilmiş, tavizlerle silahlanmış, pazarlıklarla Türkiye Cumhuriyeti’nin karşısına sanki muadili bir güç, sanki eşit bir muhatabı gibi dikilmiştir. AKP, PKK’yı omuzunda taşımış, havalarda gezdirmiştir. AKP, PKK’ya ruhunu kaptırmış, irade ve iffetini devretmiştir. Kandil hayranlığı AKP’nin aklını almış ve afallatmıştır.
AKP İmralı’nın izbeliklerinde kayıplara karışmış, şeref ve namusla yollarını çatallaştırarak ihanet katarına çoktan eklemlenmiştir. Görüyorsunuz, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, bir teröristin, bir katilin, bir sabıkalı bölücünün 10 maddelik ihanet metnini çözüm diye sunmaktadır….. İstismar AKP’ye has bir ilkelliktir…… İmralı canisinin sözlerine dikkat kesilen vicdanlı, milliyetçi-vatansever yürekler yaklaşan fırtınayı hissetmektedir. Her bir maddesi musibet, her bir maddesi melanet, her bir maddesi mahvoluş demek olan ihanet metni, Dolmabahçe Sarayı’ndaki Başbakanlık Ofisi’nde rahat koltuklarına kurulan müflis şahsiyetlerce açıklanmıştır. Neymiş, PKK olağanüstü kongre toplayıp silah bırakacakmış. Neymiş, barış gelecek, demokratik siyasetin önü açılacakmış. Öncelikle söylemek istediğim şudur: Sevr Antlaşması’na da barış diyorlardı ve Türk milletine nasıl bir cehennemi yaşatacağı da herkesin malumuydu. İmralı canisinin hazırlayıp Kandil çetesinin ihtiyatla paraf ettiği 10 maddelik ihanet metni; Türkiye Cumhuriyeti’nin çöküş belgesi, varoluşunu inkar beyannamesidir. Bu, niyet beyanı değil, nimet bilmezliğin tezahürüdür. 30 Ekim 1918’de, Mondros Liman’ında imzalanan 25 maddeden mütevellit mütareke şartları neyse 28 Şubat 2015 tarihinde ilan edilen ihanet mutabakatı aynısıdır. “VATAN SATILIRKEN HAREKETSİZ Mİ KALALIM?” Türkiye parçalanıp, millet bölünüp, vatan satılırken hareketsiz mi kalalım? Çözüm isimli çözülme etaplarını, barış makyajlı batış ve bayağılık manifestosunu iyi ve güzel şeyler oluyor diyerek alttan mı alalım? Haysiyetini çıkarlarıyla değiştirmiş, yetmemiş, üste de milli emanetleri vaat etmiş AKP; eşkıyanın meydan okumasına, bölücülüğün hain isteklerine tamam demiş, olur vermiştir. Sevr’in kalıntıları, haçlı hesap ve özlemleri AKP’ye hulul etmiştir……. İktidar partisi bölücülerin umut kapısı mevkiini kendisine yakıştırmıştır.

AKP, PKK’ya yılışmış, onursuzca Kandil ve İmralı eşiklerine yüz sürmüştür….Caninin teklif ve tehdit dolu sözlerine AKP taşıyıcı bedenlik yapmıştır. Hükümet teröristlere kucak açmış, kulak kabartmış, kumandayı uzatmış, kulvarı boşaltmıştır….. AKP-PKK koalisyonun karanlıkta kalan noktaları vuzuha ermiştir. Öyle ki, AKP-PKK müştereken Türkiye’yi kundaklamış ve kuşatmıştır. Bebek katilinin 10 maddelik ihanet metni şiir dinletisi gibi dinlenmiş, gösterime giren tiyatro oyunu gibi izlenmiştir…. Milliyetçi Hareket Partisi olarak AKP-PKK mutabakatına göz açtırmamakta son derece kararlıyız….. Yıkım projesine nasıl tepki gösterdiysek, çözülme sürecine nasıl direnmişsek, Oslo’dan İmralı ve Kandil’e uzanan hain pazarlıkları nasıl reddetmişsek, daha da fazlasını yapmaya, AKP-PKK’ya nefes aldırmamaya sonuna kadar hazırız. AKP’yle PKK; tekeri laçkalaşmış, her yeri sallanan, sürekli yalpalayan müzakere kağnısıyla daha fazla gidemeyecektir….. PKK silahtan vazgeçmemiş, tetikten elini çekmemiştir. Sınır dışına çıktı çıkıyor denilen teröristlerin, yalnızca yaşlı ve hastalıklı olanları vatan topraklarını terk etmişlerdir. O tarihlerde gerek Erdoğan, gerekse de diğer AKP’liler bundan sızlanmışlar, farklı zeminlerde eleştirmişler, millete söyledikleri yalanlarını bizzat tekzip etmek durumunda kalmışlardır. Diyeceğim odur ki, PKK’nın silah bırakma çağrısı zaman kazanmaya dönük bir manevradır ve kandırmacadan ibarettir. Silah bırakan varsa o da AKP Hükümeti’dir. PKK’nın silah bırakacağını, silahla yollarını ayıracağını ummak ve beklemek ahmaklık ve gaflettir…. Kamuoyuna yansıyan 7 aşamalı silah bırakma etapları da psikolojik ve algı operasyonudur. PKK’nın olağanüstü kongreyle silah bırakmasını istemek; siyasallaşma ve meşrulaşma çabalarına sinsi bir ilavedir. AKP buna göz yummuş veya açıktan destek olmuştur….. İllegal ve yasa dışı terör örgütünün, hiçbir şey olmamış ve yaşanmamış gibi birden bire siyasal mücadele safhasına geçme teşebbüs ve zorlaması Türkiye’nin yenildiği anlamına gelecektir….. Demokratik siyaset kavramı PKK ağzıdır ve AKP’nin üslubuna tutunmuştur….. AKP’nin, PKK’lıları siyaset alanına taşıma tutkusu bölücülüğü aklama ve temize çıkarma arayışıdır ki, bu da ancak PKK’ya sedir, kanlı planlara payanda olmuş ruhsuzlara has bir tutum olacaktır…. AKP-PKK ortaklığı, üniter milli devlete vade biçmiştir….. AKP-PKK bölücü yapılanması, Türkiye Cumhuriyeti’ni masaya yatırmış, iblisten aldıkları taktiklerle, küresel güçlerden aldıkları talimatlarla cerrahi operasyona başlamışlardır. Ve nitekim Türk milleti AKP ile PKK ikizinin adı konulmamış soğuk savaş yöntemleriyle ve bölücü salvolarıyla sıkışmış, ölümcül darbeyi almasına da ramak kalmıştır…..Boşaltılan köylerle ilgili beklentilerin karşılanması hususunda fikir birliği kurulduğu anlaşılmaktadır. Ve AKP, PKK’nın kanlı borsasına varını yoğunu yatırmıştır…. HDP rest çekmiş, AKP

pert olmuş, uysallaşmıştır. HDP parlamış, AKP pısmış, kaçacak delik aramıştır. AKP, HDP’nin arka bahçesi, PKK’nın koşu bandıdır….. Bir terörist yeni baştan kimlik tanımlaması istemektedir…. Ve daha acıklı yanı ise AKP’nin bebek katilinin tutsağı olmasıdır…. Teröristbaşı kimlik tanımlamaktan bahsediyor, AKP ise buna ses çıkarmıyor. PKK Başbakanlıktadır, PKK saraydadır, PKK sokaktadır, PKK medyadadır, PKK üniversitededir, PKK iş ve sanat hayatındadır. Bu durum, Milliyetçi Hareket için kabul edilemeyecek bir bozgundur. Bu durum, canlarıyla vatanı kurtaran kahramanlara karşı tam bir vefasızlıktır….. AKP, PKK’yla ‘al ver’ mekanizmasında helalleşmiş, iki cambaz gibi hararetle tokalaşmıştır. Kandil’de petrol aramaya kadar işi götüren AKP, PKK’ya uyuşturucu ve silah kaçaklığından sonra yeni gelir kapıları açmanın derdindedir. AKP Şirin, PKK Ferhat olmuş; dağları delerek vicdanlarına müzakere kınası sürmüşler, beraberce milli ahlak ve güvenliğin kanını dökmüşlerdir. Türkiye’nin vatanı ve milletiyle PKK’ya teslimi, süreç ihanetinin mihmandarlığında son parkura girmiştir. Enselerinden vurulan Mehmetçiklerin kanı yerde kalmıştır. Pusuya düşürülüp bayrağa sarılı tabutlarla baba ocağına dönen, analarının ciğerini yakan kahramanlara nankörlük yapılmıştır….. Milli gurur hıyanetten daha gür konuşacak, daha cüretli ve cesaretli olacaktır. Güvence Milliyetçi Hareket’tir. Bu milletin adı, parçalamaya çalışanlara inat “Türk Milleti”dir.…. Türkiye bir bütündür, ayrılamayacaktır. Türk milleti çelik gibi sağlamdır, kırmaya ne Erdoğan’ın, ne Öcalan’ın ne de Davutoğlu’nun nefesi yetmeyecektir…… Cumhurbaşkanı Erdoğan HDP ve PKK’yı kast ederek “12 yılda ne istendi de vermedik” cümlesini ağzından kurşun gibi çıkarmıştır. Erdoğan neler verdiğini, nelerin teminatıyla bölücülerin gözünü boyadığını derhal açıklamalıdır. Erdoğan böylece, Cumhurun başı olmak yerine, Cumhuru parçalayan kişi olduğunu kabul ve itiraf etmiştir…. Türkiye’nin kaderini İmralı’ya ipotek ettirmek ise tam bir travmadır. Acaba Öcalan ile Erdoğan haftanın hangi günlerinde hasret gidermektedir? Kandille kriptolu telefonlardan yapılan görüşmeler geceler boyunca sürmekte midir? Merakımız AKP içinden, terörün dağ kadrosuna katılmak isteyenler saraya mı, yoksa adaya mı müracaat edeceklerdir? Milliyetçi Hareket Partisi milleti ve ülkesi için korkusuzca mücadele edecek, Türkiye’yi AKP’den kurtaracaktır…. AKP’nin PKK’yla kurduğu başkanlık ve bölünme ittifakını milletimize anlatacağız….. Oynanan oyunları teker teker gösterecek ve bozulmasını isteyeceğiz. Biliniz ki MHP susmuşsa, Türkiye yok olmuş demektir. İnadına ve ısrarla konuşacağız, doğruları haykıracağız. Biz yenilgilerin, kaçışların, bozgunların, vatanı satmanın değil; zaferlerimizin şükür namazını Allah’ın izniyle ve hep birlikte kılacağız. İhanetlere karşı dikkat, fitnelere karşı uyanıklık, istismara karşı temkin, tahriklere karşı teenni, tavizlere karşı cesaret, millet yararına atılganlık göstererek işbirlikçilerin, tırnakçıların, fidan dikilmesini istihdam projesi olarak sunan zavallıların hakkından geleceğiz….

 

Evet, Cumhur İttifakını takip eden herkesi şok eden bu konuşma çok yakın geçmişte, dün gibi daha 2015 yılında yapılmıştır. Çözüm sürecini incelerken bunları hatırlamak,  ülkücü tabanın vatan-millet sevdasıyla Sayın Devlet Bahçeli’nin ihanet süreci dediği o dönemde yıllarca nasıl öfkeyle yoğrulduğunu görüp, Ak Partiye güvenmeyerek ittifaka neden destek vermediklerini anlayabilmek açısından çok önemlidir. Ben bu konuşmanın tamamını ve daha fazlasını, o dönemdeki pek çok konuşmayı vaktiniz oldukça incelemenizi tavsiye derim. Çünkü geçmişin ışığı geleceği aydınlatan bir rehberdir. Tarih tekerrür ederse bu ders alınamadığı içindir. Umarız ve dileriz ki iktidarın MHP ile devam eden bu cumhur ittifakı süreci gelecekte aynı hataların yapılamaması için herkeste tesirli etkiler bırakır. O yılların acıları halen unutulmuş değil. Zira bakınız, son günlerde ‘Andımızı’ Danıştay’ın kesin kararla yasaklaması üzerine süregiden tartışmalar hepimizi adeta tekrar çözüm süreci denilen ve tabiri caizse neredeyse Türk Düşmanlığı üzerine kurulu o karanlık yıllara yeniden götürmedi mi?

 

"Bir gün iktidardan ayrıldığın dönemde, MHP’ye iktidar nasip olursa, nerede ikamet edersen et onun 25-30 metre karşısına ’Ne Mutlu Türküm Diyene’ yazmazsam, okula giden çocuklara, evinin önünde Andımız’ı okutmazsam, bunların alayının hesabını sormazsam namerdim"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli – 2014 Manisa mitingi

 

                                                                                         Av. Bülent DEMİRBAŞ                                                                                 

 
Etiketler: Karanlık, Yılların, Direnç, Kalesi, MHP-2,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı