Haber Detayı
18 Temmuz 2016 - Pazartesi 17:22 ABONE OL Google News
 
ÂŞIK SELAMİ ERDEMİR RÖPORTAJI-KÜLTÜRÜMÜZÜN 40 PINARLARI
DİĞER Haberi
ÂŞIK SELAMİ ERDEMİR RÖPORTAJI-KÜLTÜRÜMÜZÜN 40 PINARLARI

 

       

  Aşık Selami Erdemir “ Sözlükteki tarifleri nasıl, onu bir kenara atalım. Bana göre âşıklık ya da âşık; milletin edebî âlemdeki kendine has kültürünü yaşaması ve yaşatmak için bu etkinin dışı vurumudur” dedi. Gazetemiz Anadolu’ya türkülere sevdalı bir aşığı konuk etti. Kırşehir’in Mucur ilçesine bağlı Kurugöl Köyünde dünyaya gelen Aşık Selami Erdemir hayatını Duran Erdoğan aracılığıyla Anadolu Gazetesi’ne anlattı. Aşıklık kavramının önemini ele aldığımız bu röportajımızda Belçika’da Türkiye’li Türkiye’de ise Kırşehirli bir adamın yaşanmışlıklarını okuyacaksınız.   *Belçika’dayken Türkiye’li; Türkiye’deyken Kırşehirli Âşık Selami Erdemir kimdir? Kısaca tanıyalım mı?     30 Ekim 1954 tarihinde Kırşehir ilinin Mucur ilçesine bağlı Kurugöl Köyünde dünyaya geldim. İlkokulu Kurugöl’de, Ortaokulu da Mucur’da bitirdim. Kış aylarında Belçika’da;  yazın da Kırşehir’de yaşarım. 2 erkek, 1 kız evlât babası ve 9 torun dedesiyim. .   *Film şeridi izler gibi, hem aynaya, hem de atiden maziye bakarsanız düşündükleriniz neler olur?    Her ne kadar bu film şeridinin bazı yerleri silikleşmiş olsa da bazı yerler berrak ve doğal görünümlü. Şu bir gerçek: Birisi dinî, diğeri millî olmak üzere; insanın iki görüş gözü var. Bu iki gözle aynaya ve maziye bakınca, herkesi, her şeyi kendim gibi görüyorum. Yaratılanı severim, yaratandan ötürü.  Gördüklerim benim ilham kaymaklarım ve dahası ilham kaynaklarımdır.   *Toprak, çiçek, böcek, ağaç, doğa, güzel, güzellik gibi kavramlar bir âşık için nedir?   Bu saydıkların aslında bir âşığın ufkunu, gönül gözünü, açan olmazsa-olmazlarıdır. İlham perisidir. Bana gelince: Benim koltuk değneklerim, dayanaklarımdır. Aslında ben bir köy kökenliyim. Gözümü açınca bunları gördüm. Tüm kurgularım bunlar üstünedir. Evreni böylesine donanımlı düşünmek, erdemli olmak, kemâle ermektir. Güzelliği şahlandıran şahane güzellerle buluşmaktır. Yunusça yaşamak, Yunuşça düşünmektir.   *Çalıp söylediğinize göre, Mûsikî dersem; özellikle Halk ve Hakk âşıklığı geleneğine girersek diyecekleriniz olmalı?   Aslında ben Halk Âşığıyım. Bu yoldan gidersek, tüm müzikleri severim. Amma en çok kendime Türk Halk Müziğini yakın bulurum.   *Âşıklık sizce nedir? Tanımlar mısınız?   Sözlükteki tarifleri nasıl, onu bir kenara atalım. Bana göre âşıklık ya da âşık; milletin edebî âlemdeki kendine has kültürünü yaşaması ve yaşatmak için bu etkinin dışı vurumudur.   *Hocalarınız, örnek aldıklarınız, taklit ettiğiniz, etkilendiğiniz şair, âşık ya da ozan olmuştur mutlaka. Usta-Çırak ilişkisi olmayınca genlerden gelenle buralara gelinmez, dersem; doğru mu düşünüyorum?   Elbette haklısınız. Çocuk bile öncelikle elinden tutarak yürütülüyor. Âşıklık da böyle, desteksiz, örneksiz olamaz.   Doğaçlama dizeler söyleyen babam Ahmet Çavuş’u taklit ederek şiir söylemeye başladım. Komşu Hacıbektaş ilçesindeki Hacı Bektaş-ı Veli’yi anma törenlerini de her yıl takip ederek usta ozanları dikkatle dinledim. Babamın kamyonuyla yurdumuzun pek çok illerini gezerken, âşıklık geleneğinin yaygın olduğu Kars, Erzurum, Sivas ve Erzincan illerindeki ünlü ozan kahvehanelerinin de müdavim misafiri oldum. Böylesine mekânlarda ozanların söyleyiş tarzlarını, atışmalarını, saz çalışlarını çırak gözüyle takip ettim. Usta ozanları taklit ederek kendimi test ettim, eksiğimi gördüm ve telâfi ettim, yeteneğini geliştirdim. 1976 yılında Belçika’ya işçi olarak gidince burada üstat Neşet Ertaş’la komşu oldum. Neşet Hoca ile dostluk ve arkadaşlığımız zamanla birikimlerimi pekiştirdi. Saz çalmayı da Ustanın tavsiyelerini dikkate alarak ilerlettim.   *Hep kendi eserlerinizi mi çalıp-söylersiniz; yoksa usta malı türküleri de söyler misiniz?   Hep kendi türkülerimi okurum. Esasında kendim-kendime zaten yetişemiyorum.   *Bestelediğiniz, dinleyenlerinize ulaşmış kaç türkünüz var, saydınız mı?   Benim tüm şiirlerim, başka bir ifadeyle güftelerim, beste olacak şekildedir. Hiç türküden anlamayan bile eğer Karacaoğlan’ı okumuşsa, benim şiirlerimi de anında türkü formunda mırıldanabilir. 300 civarındaki şiirlerimin tamamını türkü olarak hem kendim çalar-söylerim. Hem de diğer ozanlar-âşıklar, sanatçılar da çalıp-söylemektedir.   *Karacaoğlan dediniz de aklıma geldi. Sormadan edemeyeceğim. Kalem ve kelâm erbapları şiirlerinizi okuyunca, türkülerinizi dinleyince “Milenyum Çağı’nın Karacaoğlanı” diyorlar sizin için. Ne dersiniz?   Duyuyor ve biliyorum. Eksik olmasınlar tevazû göstermişler. Siyasetle ilgili eserlere ilgi duymuyorum. Doğa, aşk, sevgi, sevgili, gönül, sevda,  gibi özellikli güzellikleri yazıp, tüm gönül dostlarıyla da bunları paylaştığım için olsa gerek, bana son Karacaoğlan anlamına gelmek üzere sağ olsunlar, dostlarım bu sıfatı yakıştırıyorlar. Ne deyim, dillerine, gönüllerine sağlık.   *Şiir sevdanızı eh, biraz anladık. Edebiyatla, güzel sanatlarla aranız nasıl?   Ben bir âşık olarak elbette bu saydıklarınla çok yakından ilgiliyim. Şiir benim-ben şiirim sanki. Dolayısıyla edebiyatın bir dalı ve kolu olan şiir olmazsa olmazımdır. Zaten şiirsiz bir edebiyat düşünülemez. Aslında resim, heykel ve sair güzel sanatlarla da ilgiliyim.   *Karacaoğlan tüm Çukurova’yı karış-karış gezmiş. Siz de bu ozanımız gibi bizzat gezdiniz mi ilham yörelerini? Yoksa gönül mü gezdirdiniz?   Fazlası bile var. Âşık olarak Evliya Çelebi misâlli neredeyse dünyanın yarısını gezdim. Gönlüm de benimle gezdi buraları. Sabırla: Ustaları dinledim. Gönül gözümle gördüm ve gezerek okudum. Bizzat yaşamışçasına dinleyenlerime verdim gerekli mesajı.   *Biraz yarenlik yapalım. Genelde âşıklar iyi fıkra da anlatırlar. Bir fıkra anlat dersem, bizimle ne paylaşırsınız?   Demin kamyonculuk yaptığımızı söylemiştim. Kırşehir’den Kayseri’ye o yıllarda yük taşımacılığı yapıyorduk. Yolda eşekle, birlikte bir yolcu aldık. Eşek için 2,5 lira, adam için de 5 lira istediğimde; yolcu: “Benim eşekten ne farkım var?” diyerek sordu. Haklıydı!   *Asla taviz vermem dediğiniz, olmazsa-olmaz kurallarınız var mı?   Her insanın nev-î şahsına münhasır mutlaka tavizsiz prensibi vardır. Benim de prensibim şöyle: Ola ki, bilerek veya bilmeyerek aka-kara; karaya-ak dersem; bu söylemim toplumda beni aşağılatır. Davranışlarımda hep bu düşünceyle kendimi denetlerim.   *Demin dünyanın yarısını gezdim dediniz. Kültüründen, yaşantısından bize yakın olan ülke var mı?   Yunanistan bizim kültürümüzle iç-içe. Din kültürü hariç diğerleri hemen-hemen aynı. Gezerken kendimi Anadolu’daymışım gibi görüyorum.   *Konumuza tersten bakarsak: Size göre en zıt ülke hangisi?   Rusya. Her yönüyle ters ve aykırı. Ayrıntıya hiç gerek yok.   *Etkilendiğiniz, beğendiğiniz şair, ozan kim; deyip sorarsam, cevabınız?   Hemen-hemen pek çoğuyla çeşitli aktivitelerde buluşup, kaynaşıp arkadaş olduk. Kimse darılmasın, ama beni en çok etkileyenler: Murat Çobanoğlu, Abdürrahim Karakoç ve hemşerim Neşet Ertaş’tır.   *Çağımızın vebası: İçki, sigara, kumar, dahası diğer madde bağımlılıkları için görüşleriniz. Bu maddelere yakınlığınız, yatkınlığınız…   Sigara denen mereti maalesef cankurtaran simidi gibi gördüm. Paketin üstüne yazılan uyarıcı sözler bana maalesef vız geliyor. Çok denedim, vazgeçemedim. Artık vücudum yenildi. Şimdi tuş olmuş pehlivan gibiyim.   *İnternet, akıllı cep telefonu, televizyon gibi cihazları kullanmak bir medeniyet harikasıdır. Yan etkilerinden korunmanın yolları sizce ne olmalı?   “Müdavimlerine yapma-etme” sözleri uyarıcı değil. En başta zaman kaybı bile pişmanlıklar arasında. Bir virüs olarak hayatımıza girdi. Tek çözüm: Düğmesini yerinde-zamanında kapatmayı bilmek.   *Sporla aranız nasıl, hangi takıma ilgi duyarsınız?   Sporla ilgili değilim. Millî takıma fanatik olarak ve biraz da Galatasaray’a ilgi duyarım.   *Kısaca cevaplamanı istediklerim şunlar: Samimiyet ve öfke?   Samimiyet: Güzel bir davranış şekli. İnanmak, herkesi kendin gibi görmek. Öfke: Dışa vurum tepkisidir. Bence, hem iyi, hem de kötü psikolojik davranıştır. İyidir, çünkü: Öfke baldan da tatlıdır. Kötüdür: Meyvesi acıdır.   *İyi ki,  yapmışım; keşke yapmasaydım dedikleriniz?    İyi ki, âşığım. İyi ki dünyayı gezmişim. ‘Keşke’siz, pişmanlık duymayan insan düşünemiyorum; ama şimdi aklıma bir şey gelmiyor.   *Şiirlerinizde Karacaoğlan vari benzetmeyle hep ‘Karakaşlı, karagözlü’ sevgiliye yer var. Sarı saçlı mavi gözlüleri sevmek suç mu sanki. Bu ayırım niye?   Haklısınız… Çok tepki alırım. Yalnız âşıklık geleneğinde sevgi, sevgili bir semboldür. Ben o sembolü işaret ediyorum. Diğer renkler o sembolün gökkuşağındaki görünmeyen güzellikleridir.   *Zengin misiniz?   Allah’ıma çok şükür, hem maddî, hem de manevî alanda zenginim. Hepsinden de önce gönül zenginiyim. Rabbim bana veren el olmanın keyfini sürdürüyor. Hem Belçika’da,  hem de Türkiye’de olmak üzere çifte emekli aylığım var. Bol-bol yetiyor.   *Neden korkarsınız?   Cahilden korkarım.   *Sizce mutlu ve mükemmel bir yaşantının sihirli formülü var mı?   Elbette var, olmaz olur mu? Bilgi, görgü, eğitimle donanımlı olmak. Merak saikiyle eksiği telâfi etmek bile mutluluğu pekiştiren unsurdur.   *Kaza-kader dersem; bu sizde ne çağrıştırıyor?   Ben inançlı birisiyim. Kaza denince aklıma Rabb’imizin bizi icraatımızdan sorgulaması geliyor. Kader: Mukadderdir, mutlaktır, kaçınılmazdır. Örnek: Doğumla-ölüm arasındaki yaşanmışlar.   *Ölüm ve ölümsüzlük için ne diyeceksiniz?   Ölüm: Bence ikinci, yani ahiret hayatına geçiştir. Ölümsüzlük: Bu dünyada mucit olmak, eser bırakmak, faydalı şeyler üretmek. Aklı iyi yönde kullanmak.   *Avrupa’da belki yeterince tanınıyor olabilirsiniz. Peki, Kırşehir’li hemşerileriniz sizi yeterince tanır mı?   Başkalarının ‘Bozkır’ olarak tanımladığı memleketimi Ben de “Yanık Topraklar” olarak tasvir ettim. İlk kitabımın adını da “Yanık Toprakların Mızrabı” koydum. Kütüphanelere, ilgililere ve hedef kitleye ücretsiz ulaştırdım. Şiirlerim Kırşehir’deki tüm yerel gazetelerde sürekli yayınlanır. Yerel televizyonlarda türkülerim çalınır-söylenir. Daha ne yapabilirim?   *Hadi şu saza bir düzen ver de bir türkünü kendi sesinden dinleyelim mi?   Kahpe felek derde saldın başımı Yürek yanar duman çıkmaz sultanım Ateş her nesneyi yakar kül eder Gerçek sevenleri yakmaz sultanım   Karagöz üstünde karadır kaşın Yakıyor canları süzgün bakışın Tam sevilmek çağı ondokuz yaşın Selami aşkından bıkmaz sultanım   *Sevgili Selami beni kırmadın, bu röportajı gerçekleştirdik.  Çok teşekkür ediyorum. Son mesajınızı alarak bu röportajı bitirmek istiyorum?   Gönül adamıyım. Tüm gönül dostlarına sevgiler, saygılar. Ayrıca Anadolu Gazetesi çalışanlarına ve zaat-ı âlînize de asıl ben teşekkür ediyorum.

RÖPORTAJ: DURAN ERDOĞAN

                                               
Kaynak: Editör: ABONE OL Google News
Etiketler: ÂŞIK, SELAMİ, ERDEMİR, RÖPORTAJI-KÜLTÜRÜMÜZÜN, 40, PINARLARI,
Yorumlar
Haber Yazılımı