Haber Detayı
18 Mart 2020 - Çarşamba 20:41 ABONE OL Google News
 
İlkel Sömürgeciliğin Kılıcının Kırıldığı Yer: ÇANAKKALE
DİĞER Haberi
İlkel Sömürgeciliğin Kılıcının Kırıldığı Yer: ÇANAKKALE

ŞEHİTLERİMİZE SAYGI VE MİNNETLE…

Kırşehir’in  Mucur ilçesi Devepınarı köyünden,Anadolu'da binlerce nefer gibi Çanakkale ye koşan, dedem,”Ali Oğlu Ömer" kanını ve canını o topraklarda bırakıp,köyüne dönemediğinde,babam“Ömer Oğlu Ali" kundakta annesinden sonra babasını da kaybetmiştir. 

Yetim babamı Kırşehir merkeze bağlı Akçaağıl köyünde gelin olan halası büyütür. 

Bizim aile bu yönüyle Çanakkale vurgunludur. Nitekim yetim babam kendini ve aileyi yeniden ayağa kaldırmak için çok çırpınacaktır. Buğun 8 Haneli küçücük köyümüzde sadece anlatımlarda değil, yeni yer adlarına göre güncellenmiş resmi şehitler listesinde, dedemle birlikte 7 Çanakkale şehidi bulunmaktadır. Köyümüzün buğun hayatta olmayan Çavuş amcası bana köyümüzün hemen altında ki ören eski taş ve kerpiç evlerin yıkıntı viran halini göstererek söyle demişti:
"Bu virane yerler Çanakkale'ye gidip de dönemeyenlerin evleriydi. Erkekleri dönmeyince kadınları uzak yerlere er'e(kocaya) gittiler. Çok yuvalar bozuldu.İşte bu yıkıntılar onlardan kalanlar...."


****

İLKEL SÖMÜRGECİLİĞİN KILICININ KIRILDIĞI YER


11. ve 12. Yüzyılda başlayıp devam eden Sömürgecilik, Kolonyalizm ve de   
Emperyalizm denilen olgunun duvara tosladığı yer.
“Üzerinde güneş batmaz” denilen imparatorluğun, Büyük Britanya İmparatorluğunun,
Kara Avrupası’nın en büyük imparatorluğu denilen Fransa’nın,
1807 -1808’lerde “Yaşasın Doğu’nun İmparatoru, Yaşasın Batı’nın İmparatoru” diye haykıran I. Alexandr ve I.Napolyon imparatorlukların ardıllarının askeri dehalarının, teçhizatlarının kar etmediği ve de “İlkel sömürgeciliğin kılıcının kırıldığı yer”dir.

Nitekim İngiliz Generali Oglander Çanakkale yenilgisinin ardından; “Türk askerinin savaş ve dövüş hususunda haiz bulunduğu evsafın bidayette layikiyle takdir edilmemiş olması, İngilizler için felaket olmuştur.Türk askerinin ne yaman muharip olduğunu, İngilizler kendileriyle dövüştükten sonra bittecrübe anlamışlardır.”derken, İngiliz tarihinin önemli devlet adamlarından biri olan Winston Churchill,  “Türkler, Çanakkale’yi zorlayan çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısına adeta bir kale gibi dikilmişlerdir”diyecekti. İtilaf Devletlerinden İngiltere donanma bakanlığı da yapan Churcill, Mustafa Kemal’e “kaderin adamı” der. Gerçekten de Mustafa Kemal, verdiği kararlar ile askerî dehası ve öngörüsü ile milletinin kaderini tayin etmiştir.  

Kaderin cilvesidir ki Türkleri küçümseyen ve “Kolayca yenilip yutulur” diyen bu İngiliz Donanma Bakanı Churchill görevini bırakmak zorunda kalacaktır.

“TARİHTE BİR TÜMEN KOMUTANININ……”

Mustafa Kemal’in Çanakkale Savaşları’nda oynadığı role İngiliz resmi kayıtları şu şekilde not düşecektir:

“Tarihte bir tümen komutanının üç muhtelif yerde vaziyete nüfuz ederek yalnız bir muharebenin gidişine değil, aynı zamanda bir zaferin akıbetini celbi, bir milletin mukadderatına tesir yapacak vaziyet ihdasına nadiren rastlanır.”

Birinci Dünya Savaşında Tüm cephelerde iç açıcı olmayan manzaraya karşı savaş bir cephede, Çanakkale’de gerçekten başka türlü seyretmiştir.

Fransız tarihçi ve Türkolog, İslam ve Osmanlı tarihi uzmanı Robert Mantran. Çanakkale Savaşı için şöyle yazacaktır:

“Tüm cephelerde iç açıcı olmayan manzaraya karşı savaş bir cephede, Çanakkale’de başka türlü seyretmektedir. İtilaf devletleri orduları dalgalar halinde gelip Gelibolu istihkâmlarının eşiğinde ölecek ancak tek bir kilidi bile söküp atamayacaktır. Tüm bu Türk birliklerinin başında genç bir albay canla başla savaşmaktadır ve adı da Mustafa Kemal’dir onun…

*****

“MEHMETÇİKLERLE YAN YANA, KOYUN KOYUNA….”

Birinci Dünya Savaşının daha başlangıcında güçlü İngiliz ve Fransız donanması Çanakkale Boğazından geçerek başkent İstanbul'u bombardıman tehdidi altında baskıya alarak Almanya müttefiklerinden biri olan Osmanlı devletini savaş dışı bırakma planı böylece yenilgiyle sonuçlanıyor, birleşik donanmanın Marmara’ya girişine izin verilmiyor, çileden çıkan İngiliz ve Fransızlar Avusturalya ve Yeni Zelanda askerleri ile takviye ettikleri birlikler ile Gelibolu yarımadasına zorlarken dünya tarihinin en kanlı savaşlarından birini başlatmış oluyorlardı. 

Birinci Dünya Savaşı boyunca doğudaki iç acıcı olmayan manzaralara karşı Çanakkale cephesinde Türk gücü ve vatanseverliği anlaşma devletlerini resmen yenmiştir. İstanbul böylece kurtulmuştu.

Çanakkale Savaşı'nda ölen binlerce kişi arasında 25 Nisan 1915'te Gelibolu yarımadasına çıkarma yapan Avustralyalılardan 8500, Yeni Zelandalılardan da 3000 kişinin varlığından söz edilir. 

Esasen 1. Dünya Savaşı sırasında İngiltere’nin yanında çeşitli cephelerde savaşmak üzere büyük kuvvetlere ihtiyaç duyulduğunda Avustralya ve Yeni Zelanda’dan İngiltere’nin savaşına katılmak için ayrılan birlikler, Gelibolu’da savaşa girmeden önce Mısır’a getirilmişler ve burada gördükleri savaş eğitimi sonrasında Çanakkale’ye taşınmışlardı. İste bu Avustralyalılardan bir gazeteci ve yazar Alan Moorhead’ın savaşa ilişkin yorumu bir hayli dikkat çekicidir:

“Avrupa diplomasisinin çıkmazlarında ihtiyatla yolunu arayan ve Avrupa devletleri’nin birbirine düşmüş meclislerinde kendi lehinde fırsatlar kollamaya çalışan ürkek ve tereddütler içindeki Osmanlı, artık yerini, dimdik adeta mağrur ve kendine güvenen, kendi hayatını yaşamaya azmetmiş, düşmanlarına tam bir istihfafla bakan şahsiyete bırakmıştı.”

Neden sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün 18 Mart 1934 tarihinde Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünde yaptığı büyük bir saygı gören konuşma tüm dünyanın kulaklarında hala çınlamaktadır

“Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

****

Çanakkale’deki başarılara karşın Birinci Dünya Savaşı boyunca doğu cephesindeki manzara hiç de iç açıcı değildir.  

“OSMANLI İMPARATORLUĞU SADECE SAVAŞI YİTİRMEMİŞDİ..”

Irak cephesinde Türk kuvvetleri Kut-ül Amare’yi boşaltmak zorunda kalır. Bağdat İngilizlerin eline düşer. Filistin cephelerine yine Almanların kışkırtmasıyla ile giren Türk birlikleri çekilmek durumunda kalır. Almanya’nın çok gelişkin sanayisine rağmen İngilizlerin denizlere egemen olması nedeniyle dünyanın diğer bölgeleriyle ilişkileri kesilir. Henüz tarafsız olan Amerika Birleşik Devletleri İngiliz ve Fransızlara yoğun silah satışında bulunur. İngiliz ve Fransızlara savaş malzemesi taşıyan Amerikan gemilerinin birçoğu batırılır. Artık Amerika Birleşik Devletleri “anlaşma Devletleri”nin yanında, savaşın içindedir artık…

Genç, dinç ve güçlü Amerika Birleşik Devletleri Batı Avrupa cephelerine birlikler akıtır.. Rusya’nın 1918 başlarında savaştan çekilmesi durumu değiştirmez. Batı cephesinde iyice güçlenen anlaşma devletleri, Almanları geri atarken Osmanlı Devleti’nin güney cephelerini de çökertmişdir. Bozguna uğrayan Almanya’da artık iç ayaklanmalar başlar. Savaş 1918’de anlaşma devletlerinin üstünlüğü ile sonuçlanır.

Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminde dört imparatorluktan ikisi çöker ve parçalanırken diğer iki imparatorluk ta hem nitelik değiştirmiş, hem de ufalmıştır.

Bir uluslar mozaği olan Osmanlı, “ulusal devrimler çağı”nın karşı konamaz ateşiyle karşılaşıyor, imparatorluğun yapısı içindeki birimlerde dağılma sürecine giriyordu ki, bu tarihi gelişim süreci içinde kapitalizm ve burjuva devrimlerinin Osmanlı imparatorluk yapısını ulusal devletlere bölerek parçalamasından başka bir şey değildi.

Osmanlı İmparatorluğu sadece savaşı yitirmemiş, itilaf devletlerinin işgaline boyun eğerek kâğıt üzerinde “bağımsız devlet” olmuş, Talat, Cemal ve Enver Paşalar halktan yakalarını kurtarmak için Alman gemisi ile Odessa’ya oradan da Berlin’e geçer. Savaş alanlarında ölmüş yüz binlerce asker can alıcı salgın hastalıklar, kıtlıklar, karaborsa ve sefaletin tüm öfkesi Enver Paşa’nın başında bulunduğu “İttihat ve Terakki”nin yöneticilerini hedef alır. Giderek sarayla iç içe olan “İttihat ve Terakki Partisi”nden doğan boşluğu yine saraya yakın ve sonradan ulusal direncin karşısında saf tutacak “Hürriyet ve İtilaf Partisi” doldurmaya başlar.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonu bırakın Osmanlı sınırlarını, Anadolu’da son Türk varlığının kalmasını bile riske atmıştır.

Falih Rıfkı Atay’ın anlatımlarıyla, I.Dünya Savaşı’na 22 milyon nüfus, 1milyon 700 bin kilometre kare toprakla girilmiş, savaş sonrasında toprakların yaklaşık 1 milyon kilometre karesini, nüfusunda 12 milyonunu kaybetmiştik. Ulus peş peşe seferlerden sonra bu seferde açlığın kıtlığın pençesinde tükenir olmuştur. 

Koskoca bir imparatorluğun asıl dayanağı ve anavatanı olan Anadolu’da kıtlıklar, salgın hastalıklar, yıllarca süren savaşların izleri bir türlü kapanmamıştır. 

Cezayir, Tunus, Trablus gibi yerler için Anadolu’nun en babayiğit gençleri toplanmış, binlerce gencin önemli bir kısmı bir daha dönmemek üzere Yemen’e sevk edilmiş, Anadolu insanı ve serveti görülmemiş bir şekilde harcanmış, Edirne’de, Manastır’da, Şam’da, Bağdat’ta askeri idadiler kurulmasına karşılık Sivas’tan İzmir’e uzanan koskoca Anadolu coğrafyasında tek bir “askeri idadi” kurulmamış, Bu coğrafya’da Türkmenler maddi olarak telafisi imkânsız zararlara uğramış ve giderek yoksullaşmıştır.

Esasen I. Dünya Savaşının sonunda Anadolu bütünüyle buhranlı bir döneme girmiş, seferberliğin daha ikinci yılında asker kaçakları irili ufaklı çeteler kurmuş, halk ordudan da, hükümetten de, çetelerden de bezgin hale gelmiş, “haraç” önemli bir gelir kaynağı olmuştu.

DEVLET ŞEKLİ CUMHURİYET OLAN; MODERN, LAİK BİR HUKUK DEVLETİ

Askerî başarılarından dolayı çevresinde dürüst ve ünlü bir kişi olarak tanınan Mustafa Kemal Paşa’nın Böylesi yorgun bir coğrafyada içinde milletiyle birlikte yeni bir Türk Devleti yaratarak kurtuluşu bu yolla sağlamayı benimsemiş, Çanakkale de savaştığı yedi düvele karşı Anadolu topraklarında kurtuluş savaşının ve “Anadolu ihtilali”nin kıvılcımını ateşleyerek muzaffer olmuştur.”Askeri deha”lığını, Modern Türk Devletinin Kurucu Önderi olarak “devlet adamlığı” ile taçlandıracaktır.

Birinci Dünya Savaşında yenilen ve şartları ağır bir antlaşma imzalayan Osmanlı Devletinin çöküşü üzerinde Mustafa Kemal önderliğinde girişilen Kurtuluş Savaşının sonunda yeni bir Türk Devleti hayat bulmuştur. 

Osmanlı Devletinin enkazının külleri üzerinde yeni Türk Devletini kurmak üzere, arkadaşlarıyla Anadolu’ya geçmek üzere yola çıktıklarında kuracağı devletin şekil ve mahiyetini belirlemişlerdi ve bunu bir milli sır olarak içselleştirmişlerdi. 

Evet, yeni Türk devletinin “şekli”, “Cumhuriyet”ti. 

Osmanlı devlet düzenin, Saltanat ve hilafetin aksine “Egemenlik” bir şahsa, bir aileye bir zümreye değil, “ulus”a ait olduğu, Bu egemenliğin de Türkiye Büyük Millet Meclisinde cisimleştiği modern, laik bir hukuk devletiydi ortaya çıkan... ,


Adnan Yılmaz

Kaynak: Editör: ABONE OL Google News
Etiketler: İlkel, Sömürgeciliğin, Kılıcının, Kırıldığı, Yer:, ÇANAKKALE,
Yorumlar
Haber Yazılımı