Haber Detayı
26 Mayıs 2021 - Çarşamba 12:56 ABONE OL Google News
 
Atatürk Dönemi Türk-Amerikan İlişkileri
KÜLTÜR Haberi
Atatürk Dönemi Türk-Amerikan İlişkileri

Türk Milleti namus ve bağımsızlık savaşını büyük dünya lideri Atatürk önderliğinde zaferle taçlandırdıktan sonra yeni bir mücadeleye girmişti. Bu da yeni devletin temellerinin sağlamlaştırılması doğrultusunda ekonomik, kültürel ve siyasal pek çok atılımların yapılması yolunda Atatürk inkılâpları ile girilen bir mücadeleydi. Atatürk dönemi dış siyasette de pek çok başarıların olduğu, yeni devletin tüm dünyaya başarı ile kabul ettirildiği bir dönemdi. Atatürk’ün dış politikada ulaşmaya çalıştığı iki büyük amaç vardı. Bunlardan ilki “Yurtta sulh cihanda sulh” politikası, diğeri de Lozan Barış Antlaşması’yla kazanılan Türkiye’nin uluslar arası alanda kazandığı siyasi konjonktürünü korumaktı. Bu doğrultuda 1923-1938 arasında  birçok devletlerle çok sayıda dostluk ve işbirliği antlaşması yapılarak başarılı ve onurlu bir dış politika izlendi. Ancak Atatürk döneminde Amerika Devleti ile ilişkilerin çok canlı olmadığını, bunun da Amerikan tarafından kaynaklandığını görüyoruz. Kurtuluş Savaşı yıllarında Amerika Devletinin bilhassa manda sistemi ile yeni devletin kurucu kadrosunu kontrolleri altına alma gayretlerinin Atatürk sayesinde hüsranla sonuçlanmasına önceki yazımızda değinmiştik. Şimdi de yeni ve genç devletimizin Atatürk döneminde Amerika ile ilişkilerine genel bir bakış atacağız.

 

Türkiye ile Amerika 1923’te Lozan’da imzalanan  Türk-Amerikan Dostluk ve Ticaret Antlaşmasının ABD Kongresinde, Amerika’da Ermenilerin bilhassa etkili olduğu Türkiye aleyhine yürütülen propagandaların da etkisiyle, onaylanmaması iki ülke arasındaki ilişkilerin gergin başlamasına ve krize neden olmuştur. Geçen yazımızda, hatırlayınız, Amerikan kongresinde yapılmış Türkiye aleyhtarı konuşmalardan örnekler de vermiştir. Amerika, Osmanlı döneminde kazanmış olduğu ayrıcalıkları kaybetmek istemiyor, Anadolu’daki misyoner faaliyetlerine devam etmek istiyor ve Amerikan okullarının kapatılmasını engellemeye çalışıyordu. Amerika esasında 1.Dünya Savaşı sonrası Osmanlı Devletinin paylaşımından pay isteyen, bu amaçla İstanbul’a gemilerle askerler ve temsilciler gönderen devletlerden birisiydi. Ne acı ki İstanbul’da İngiliz bayrakları ile beraber Amerikan bayrakları da dalgalanmaktaydı. Yukarıda bahse konu kriz sonrası Amiral Bristol antlaşmanın Senatoca reddinin, ABD’nin Türkiye ile dostane ilişkilere girmek istemediği anlamına gelmediğini ve ABD’nin Türkiye ile diplomatik ilişki kurmak istediğini belirterek çalışmalarda bulunmuştur. Yapılan görüşmelerden sonra 1927’de düzenli diplomatik ilişkiler kurulmasına ve iki ülke arasında dostça ilişkilerin başlatılmasına karar verildi. Böylece Amerikan Senatosunun ret kararı aşılmış oldu. Ancak bu durum Amerika’daki Ermeni lobisini öfkelendirmiştir. Amerika Devleti nihayet 1927’de Türkiye’ye büyükelçi atamıştır. Yeni elçi Grew, 12 Ekim 1927’de Çankaya’ya çıkıp itimatnamesini bizzat Atatürk’e vermiştir. Türkiye de Washington Büyükelçiliği’ne Ahmet Muhtar Bey’i (Mollaoğlu) atamış, elçimiz ABD’ye giderek Başkan Calvin Coolidge’e güven mektubunu sunmuş, böylece Amerika Devleti ile siyasi ilişkilerimiz resmen tesis edilmiştir. 1928 yılında Amerika ile Türkiye arasında ticarî ilişkiler hala geçici antlaşmalara ile yürütülüyordu. Zira Türkiye’de Amerikan düşmanlığı az olmasına karşın, düzgün antlaşma yapmama niyeti daha çok Amerika’dan kaynaklanıyordu. Elbette bunun sebebi Ermenilerin yürüttükleri Türkiye aleyhtarı kampanyaların etkili olmasıydı. Resmî ilişkilerden bu zorluklara rağmen Amerika’nın Türkiye’ye yaptığı otomobil ve makine ihracatı devamlı artış göstermiş, mesela Henry Ford’a İstanbul’da serbest bölge kurulması garantisi verilmiş. ABD ile Türkiye arasında kayda geçmiş ilk en önemli antlaşma 1 Ekim 1929 yılında imzalanan Ticaret ve Seyr-ü Sefain (denizcilik)” antlaşmasıdır. Beş maddeden oluşan antlaşma her iki taraf için de bir ayrıcalık tanımış ve taraflar birbirlerine hem ticarette, hem de gemicilik alanlarında “en ziyade müsaadeye mazhar millet” imtiyazını kabul etmişlerdir. Cumhuriyet Hükümetinin dış politikası dürüstlük, açıklık ve bilhassa barış fikrine dayanıyordu. 1929 yılında ortaya çıkan Dünya Ekonomik Bunalımı, Türk ekonomisini sıkıntıya sokmuş ve Türkiye, kredi arayışı içine girmiştir. Bu bağlamda ilk akla gelen ülkelerden birisi Amerika Birleşik Devletlerinden kredi talep edilmiştir.  Atatürk döneminde Türkiye’nin dış politikası gayet basit ve netti; ülkenin ve milletin çıkarlarını muhafaza ederek herkesle dost geçinmek, gruplaşmaya girmemekti. Bu akıl ve öngörü dolu politikanın sonuçları tez zamanda görüldü ve Türkiye 1923’ten önce  düşmanlarla savaşırken artık 1930’larda pek çok uluslar arası dostane ilişkiler kurmuştu. Mustafa Kemal Atatürk 1 Kasım 1932’de TBMM’nin dördüncü dönem ikinci toplanma yılını açarken yaptığı konuşma uluslar arası politika ilkemizi belirliyordu: “Bizim kanaatimizce beynelmilel siyasi emniyetin inkişafı için ilk ve en mühim şartı, milletlerin hiç olmazsa sulhu muhafaza fikrinde samimi olarak birleşmesidir”.

 

Türkiye’nin 18 Temmuz 1932’de bugünkü Birleşmiş Milletlerin ilk versiyonu olan Milletler Cemiyeti’ne üye olmasıyla Türk-Amerikan ilişkileri daha da ileri bir düzeye gelmiştir. 1932  Eylül ayı içinde ABD Genel Kurmay Başkanı Douglas Mac Arthur, Türkiye’ye üç günlük resmî bir ziyarette bulunmuş, İstanbul’da da özel olarak Atatürk ile çok samimi geçen bir görüşme yapmıştır. Konuk Genel Kurmay Başkanı Türkiye’de bulunduğu sırada büyük bir özenle Türk Ordusu’nu övmüş, Türk Ordusu’nun düzen ve disiplinini umduğunun çok daha ötesinde bulduğunu dile getirerek “böyle askerlere başka bir ülkede rastlamadığını” söylemiştir. Atatürk, uluslar arası ilişkilerde barışa ve dostluğa önem veriyor, Türkiye lehine ilişkiler kurmak için büyük çabalar harcıyordu. Atatürk’ün dış siyaset hakkındaki konuşmalarını tararken rast geldiğim şu sözleri durumu gayet iyi özetliyor. Atatürk, TBMM’nin dördüncü dönem üçüncü toplantı yılını 1 Kasım 1933’te açarken şunları söylemiş:

“Müteselli olabiliriz ki, sulh ülküsü: bizim içinde bulunduğumuz yakın muhitte memnun olunacak terakkiler kaydedilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, beynelmilel sulh ve emniyeti kuvvetlendirmek için kendi tesiri ve iktidarı olan sahada ve aynı arzuda olanlarla beraber hayırlı faaliyetlerde bulunmuştur. Londra’da imzalanan Mütecavizin Tarifi muahedeleri beynelmilel ademi tecavüz fikrini teşvik eden diğer mukavelelere hakiki bir canlılık vermektedir. BMM’nin bu büyük eseri takdir buyuracağına şüphe yoktur. Böylece dışişlerindeki arasız çalışmalarımız da genel siyasamıza, ulusal ülkümüze uygun olarak başarılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin diğer devletlerle münasebetlerinin, aradaki muahedelerin hükümlerine ve beynelmilel dostluk icaplarına uygun olarak umumiyetle iyi olduğunu söyleyebilirim”

 

1934 yılı boyunca Türk-Amerikan ilişkileri çok mükemmeldi. Amerikan senatosu Lozan anlaşması sonrası Türkiye ile ABD arasında yapılan pek çok antlaşmayı onaylamamıştı. Bunlardan birisi olan “Suçluların İadesini Antlaşması” da sonunda  ancak 1934’te ABD Senatosu tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiştir. 1934 yılına ise Amerika Devletine, Türkiye’ye bir kısıtlamaya tâbi olmadan mallarını ihraç edebilme serbestisi verilmiş. Türkiye’nin Amerika’ya bu imtiyazı tanımasının nedeni, iki ülke arasındaki ticaretin Türkiye lehine fazlalık vermesi olarak görülmüş, netice Türkiye lehine kazançlı olmuştur.

 

24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Antlaşması ile kapitülasyonlar kaldırılınca 3 Mart 1924’de kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim birleştirilerek ülkedeki farklı isimler altında faaliyette bulunan bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlanmıştır. Elbette tüm yabancı okullar gibi bundan ülkemizde bulunan Amerikan okulları da etkilenmiştir. Ancak Atatürk, yabancı kolejlere alternatif olarak  31 Ocak 1928 tarihinde “Türk Maarif Cemiyeti”ni (günümüz Türk Eğitim Derneği – TED) kurdurdu. Din propagandası yapıldığı iddia edilen okullar hemen kapatıldı. Nihayetinde geriye faaliyetlerine devam eden Amerikalılara ait İstanbul’da Robert Kolej, Üsküdar Amerikan Kız Koleji, Tarsus ve İzmir Göztepe’deki Amerikan Kolejleri kaldı. Ancak tarihi kayıtları taradığımızda görüyoruz ki buralarda Hıristiyanlık propagandası yapıldığı iddiaları ile zaman zaman iki ülke arasında krizlerde yaşanmıştır.

 

Atatürk dönemi Amerika Devleti ile ilişkilerimiz, çok yoğun ve sıkı olmamıştır. Bunun ana nedenleri Amerika Devletinin, Osmanlı Devletinden elde ettiği imtiyazlarını kaybetmesi, 1.Dünya Savaşı ile parçalanan Osmanlı Devletinden kazançlar elde etme hayalinin yeni Türkiye Devleti nedeniyle suya düşmesi, Osmanlı Devletinden kaçan Ermenilerin gittikleri Amerika’da Türkiye aleyhine bilhassa asılsız katliam iddialarına dayanan yoğun propaganda çalışmaları yapmaları ve senatoda etkili olmaları gibi nedenler sayılabilir. Ancak Atatürk’ün akılcı, barışçıl, uzlaşmacı ilkeler ile yürüttüğü Türk Dış politikası sayesinde sorunlar zamanla aşılmış, genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti uluslar arası arenada güçlü ve onurlu bir şekilde yer almıştır.  Sanırım bu yazının sonunu, yeni Türk devletinin uluslar arası hukuk yaklaşımını ve Amerika Devletine bakış açısını netleştirmek adına Atatürk’ün 1925 yılında ‘Atatürk Orman Çiftliğinde’ Amerikalılara hitaben yaptığı o güzel konuşma ile bitirmek uygun olacaktır;

 

“Muhterem Amerikalılar, Türk milletiyle Amerikan milletleri ve karşılıklı olduğuna emin bulunduğum muhabbet ve samimiyetin tabii menşei hakkında birkaç söz söylemek isterim. Türk milleti zaten demokrattır. Eğer bu hakikat şimdiye kadar medeni beşeriyet tarafından tamamıyla anlaşılmamış bulunuyorsa, bunun sebeplerini muhterem sefirimiz Osmanlı İmparatorluğu’nun son devirlerini işaret ederek çok güzel ifade ettiler. Diğer taraftan Amerikan Milletinin kendini hissettiği dakikada istinad ettiği demokrasidir. Amerikalılar bu mevhibe ile mümtaz bir millet olarak beşeriyet dünyasında arzı mevcudiyet eyledi. Büyük bir millet birliği kurdu. İşte bu noktadandır ki Türk milleti Amerika milleti hakkında derin ve kuvvetli bir muhabbet hisseder. Ümit ederim ki bu müşahede iki millet arasındaki mevcut olan muhabbeti kökleştirecektir. Yalnız bu kadarla kalmayacak, belki tüm beşeriyeti birbirini sevmeye ve bu müşterek sevgiye mani olan mazi hurafelerini silmeye, dünyayı sulh ve huzur altına sokmaya medar olacaktır. Muhterem Amerikalılar, Temsil etmekle mubayi olduğum Türk milletinin, Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin insani gayesi işte bundan ibarettir. Bu yüksek gayede zaten çok yükselmiş bulunan Amerika milletinin, Türk milleti ile beraber olduğundan şüphem yoktur.”   

                                                                    Av. Bülent DEMİRBAŞ 

Kaynak: Editör: ABONE OL Google News
Etiketler: atatürk, abd, usa, türk amerikan ilişkileri
Yorumlar
Haber Yazılımı